Mesleği diş hekimliği olan Dr. Armenag Yeghiayan aynı zamanda bir eğitimci, dilbilimci, edebiyat araştırmacısı ve ders kitabı yazarıydı. Kendi Ermeni dili ve edebiyatı yolculuğum, onun hazırladığı "Dziadzan" (Gökkuşağı) ders kitaplarıyla başladı. Onu şahsen tanımadan önce, benim için "Dziadzan"ın kapağında resmedilmiş, gökyüzüne salınan yedi balona ulaşmaya çalışan küçük çocuktu. Bu imaj, ailemin beni, "Kilikya" mahallesindeki aile evinde bulunan muayenehanesine götürdüğü gün değişti. O küçük çocuğun imajı, yerini "rafları kitaplarla dolu diş hekimi"ne bıraktı; zira muayenehanesinin bekleme odasını kaplayan ciltler, çocukluk hayal gücümde kendi görünüşünden çok daha derin bir iz bırakmıştı.
Badem boğazından aşağı inerken, sanki içimden bir parça da onunla birlikte düştü. Bakkalın kahkahası, sanki varlığımın en derin yerini titretiyordu. O olaydan sonra o caddeden geçmenin hiçbir çekiciliği kalmadı. Orada kendimi yabancı gibi hissettim; dükkânın önünden her geçtiğimde, bakkalın beni hatırlamaması için adımlarımı hızlandırdım. Mekânın içimde uyandırdığı utanç duygusu, bedenimi ve kimlik algımı denetleyen bir şeye dönüştü; yer, üzerimde bir iktidar kurmuştu. Bir kilo badem almak gibi sıradan bir alışveriş, benim için bir dönüm noktasına dönüşmüştü: İlk kez kim olduğumu, bulunduğum yer üzerinden anlamıştım.
Boyadjian, Batı Ermenicesinin yalnızca bir hayatta kalma aracına indirgenmesini sorunlu buluyor. Ona göre bu yaklaşım, dilin tarihsel coğrafyası olan Batı Ermenistan ve Kilikya’dan koparılmasının yarattığı bir travma tepkisi. Eğer dil esasen iletişim içinse, Batı Ermenicesini konuştuğunu iddia eden bazı bireylerin bu iletişimde nezaket ve sabırdan yoksun oluşu dikkat çekici. Boyadjian bu nedenle, dil aktarımında sabır ve anlayışın özellikle diaspora bağlamında ne kadar gerekli olduğunu vurguluyor. Onun bu tespitleri, İstanbul ve Beyrut’taki deneyimlerle de örtüşüyor.
Şu anda Halep’teki Surp Asdvadzadzin ve Surp Krikor Lusavoriç kiliselerinde ve diğer kiliselerde ayinler düzenli olarak yerine getiriliyor. Ancak şehirde yaşam zorluklarla dolu. Hâlâ ciddi bir ekonomik kriz var. Enflasyon ve işsizlik devam ediyor, para birimi değer kaybediyor. Bu durum Ermeni diasporasının devreye girerek Suriye'deki Ermenilere destek olmasını gerektiriyor.
Haftalar önce, İsrail Ordusu, ülkenin güneyinde yaşayanlara X (eski Twitter) üzerinden evlerini terk etmeleri ve “daha güvenli yerlere yerleşmeleri” talimatı verince, yaşadığımız bölgelere çok sayıda mülteci geldi. Burç Hamud’da kıyafet mağazası olan arkadaşım Zaven, “50-60 yaşlarında, siyah giysili, başörtülü üç kadın dükkâna gelip çalışana ihtiyacım olup olmadığını sordular. İş arıyorlardı. Yüreğim paramparça oldu. Zaten hiç iş yapamıyorum, onlara bir şey diyemedim” dedi. Çok geçmeden, evimin önünde bir kadın beni durdurup “Bildiğiniz kiralık ev var mı?” diye sordu. Burada uygulanan politika, yaptığımız okumalara ve çalışmalarımıza yansıyan sömürgeci ve emperyalist iştahtan farklı değil; cezasızlıkla korunarak, insanları topraklarına bağlayan her şeyi yok etmeye devam ediyor.
Beyrut'ta doğup büyüdüm. Özellikle Ermeni mahallesi Burç Hamud’da büyüyen biri olarak, kimliğimin karmaşıklığı içinde gezindim durdum. Kürkçüyan, 1968 yılında yazdığı “Çok Bilinmeyenli İkinci Bir Denklem” başlıklı makalesinde diaspora Ermenilerinin bu varoluşsal mücadelesini ele aldı. Diasporadaki Ermeni kimliğinin doğası hakkında önemli sorular ortaya attı.
Ermenice ‘kavar’ kavramı, şehrin dışındaki bir bölgeden daha fazlasını kapsıyor; tarihi yurdu, doğayı, insan ile toprak arasındaki ilişkiyi, iklimi barındırıyor. Kavar edebiyatını okumaya Hamasdeğ’le başladık ve tartışmalarımız sırasında ortaya çıkan fikirler gelecekteki okumalarımızın temelini oluşturdu. Kavar edebiyatını incelemekle yetinmeyip, dünya edebiyatlarıyla karşılaştırarak fikir dünyamızı genişletme imkânı bulduk.
Çıplak Ayaklar Kumpanyası tarafından ilk kez 2015’te sahneye konan, dansçı ve koreograf Mihran Tomasyan ile müzisyen Saro Usta imzalı “SAR” geçtiğimiz haftalarda özel bir gösterim yaptı. Performansın kendisinin ve sonrasında yapılan soru cevap kısmında konuşulanların Türkiyeli Ermeni olma deneyimi üzerine çok şey anlattığını düşünüyor, yürüttüğümüz tartışmayı Agos okurlarıyla paylaşıyoruz.
Burç Hamud, Lübnan’ın başkenti Beyrut’un çeperlerinde bulunmasının yanı sıra, Ermeni diaspora toplulukları için diasporanın önemli bir merkezi sayılan bir yer. Gelgitlere rağmen inatla Ermeniliği yeniden üretmeye devam eden ve içinde bulunduğu çevreden farklı bir gerçeklik yaratan, itici bir güce sahip. Burç Hamud’un yarattığı bu gerçeklik, artık orada yaşamayanları dahi semte bağlıyor.