"Bir kuş, bir sincap, bir kardelen, bir vadi, bir deniz… Bugün yeniden öğrenci olsaydınız; bu konuları coğrafya ve biyoloji kitaplarından okumanın yanında onları bedeninizle de hissetmek, onlarmış gibi dans etmek nasıl olurdu? Bunu yapan siz, bugünkü sizden nasıl farklı olurdu? Dilerseniz şimdi gözlerinizi kapatın ve denemeye başlayın!"
Ekosomatik çalışmaların amacı insanın bedeni ile doğa arasında farkındalık temelli bir bağı yeniden canlandırmak. Bugüne kadar ana akımda doğada çoğunlukla süregelen çalışmaların aksine ekosomatik pratikte ne bedenimiz ne de doğa, yaratıcılık gelişimi ya da iyi hissetme hali için bir araç olarak kullanılıyor; onun yerine birbirine eş bir yaşam deneyiminin nasıl bir şey olduğunu hissetmek, yeniden birbirine içten ve özden bağlı olduğunu hatırlamak önceleniyor.
Babamın babası dedem Istepan 1915’te Tokat Erbaa’da birkaç genç kız akraba ve komşunun yardımı ile dönemin kız çocuğu kıyafetleri giydirilerek ve yüzüne çamur sürülerek kurtulmuş… “almayın onu, o çirkin” sözleri ile farkedilmemeye duacı olarak altı kardeşli ailesinin tek hayatta kalan ferdi olmuş henüz yedi yaşında. Annemin babası dedem Sarkis ise, Sinop-Gerze’de sepetçilik ve tarım ile uğraşan bir ailede dünyaya gelmiş, Ermenice öğrenmeden, kimliğini gizlemenin öneminin altı çizilerek büyümüş. Ona bazen hatıralarını sorduğumda önce hemen konuşmak istemez, sonra köyünün güzel doğasını hatırlar; bir süre sonra ise nahoş anılar dile gelir...
Gros, Mardin’de üniversitede çalışırken çevresindekilerden duyduğu, dinlediği kadın hikâyelerinin izlerini sürüyor; başka bir ülkeye taşınmasından sonra da, bu kadınlar, zaman ve coğrafyadan bağımsız olarak karşısına çıkan hayaletlere dönüşmeye başlıyor hayatında. Bu yoğunluk içinde, bedeninden çıkıp özgürleşmek isteyen, varlıklarından da, yok oluşlarından da çoğumuzun haberinin bile olmadığı kadınlar için bir yas, yüzleşme ve nihayetinde iyileşme ritüeli sanki bu eser.